Flaş Haber Yeni

BURDUR’DA TAŞ ÇİFTİ, 2 ÇOCUĞA YUVA OLDU

BURDUR’DA TAŞ ÇİFTİ, 2 ÇOCUĞA YUVA OLDU

Burdur’da 15 Mayıs Uluslararası Aile Günü kapsamında koruyucu aile olan Taş çifti, gazetemiz muhabirinin sorularını cevapladı. Yıllardır 2 çocuğa sevgi dolu yuva olan Taş Çifti, koruyucu ailelik sürecini ve yaşadıkları değişimi anlattı.

Burdur’da yaşayan Din Kültürü Öğretmeni Gülgez Taş ile MAKÜ İlahiyat Fakültesinde Doktora öğretim üyesi olan Mustafa Taş çifti, yaklaşık 9 yıldır koruyucu ailelik yapıyor.

2 çocuğa koruyucu ailelik yapıyorlar

İlk olarak koruyucu aile olmaya nasıl karar verdiklerinden bahseden Taş çifti, bu karar öncesinde koruyucu ailelik ile ilgili bilgilerinin olduğu, bu süreçte de yetim hamiliği yaptıklarını ifade etti.

Mustafa Taş, “Bizim daha öncesinden koruyucu ailelik ile bir hazır bulunuşumuz zaten vardı. Ve evimizde de bir yetim çocuk olsun istemiştik. Birkaç defa girişimimiz oldu ama o çok başarıya ulaşmadı. Sonrasında koruyucu aile fikri Gülgez Hanım'dan geldi. O cesaretlendirdi. Yani burada büyük pay Gülgez Hanım'a ait. İlk çocuğumuz bize geldiğinde 10 aylıktı. Şu anda 9 yaş civarında. İkinci çocuğumuz 2 aylıktı. O da şu anda 5 buçuk- 6 yaş aralığında. Dolayısıyla bizim muhtemelen sekiz yıl kadar önce bu işe başladık ve devam ediyoruz.” şeklinde açıklamalarda bulundu.

Gülgez Taş ise koruyucu ailelik konusunda araştırmalar yaptıklarını, röportajlar okuyup konuyla ilgili videolar izlediklerini belirterek, “Koruyucu ailelik yapabilir miyiz?” sorusu üzerine düşünerek, koruyuculuk ailelik yapan kişilerle ilgili röportajlar ve haberler izlediklerini ve araştırma sonunda karar verdiklerini söyledi. Taş, 2017 Eylül ayında başvuruda bulunduklarını ve 2018 yılının Mayıs ayında ilk kızlarına kavuştuklarını ifade etti.

 “Psikolojik olarak kendimizi hazırlamaya çalıştık”

Koruyucu aile olmaya karar verdikleri sürece de değinen Gülgez Taş, “Bu süreçte aslında biraz psikolojik olarak kendimizi hazırlamaya çalıştık. Bu konuyla alakalı, bebeğin eşyaları ile ilgili hazırlıklara başladık. Biraz da çevremizi organize etmeye çalıştık. Özellikle ailelerden yardım alabilmek için, onları bu konuda bilgilendirmeye çalıştık. Aslında çok istediğimiz için çok da zorlanmadık. Bebek geldikten sonra biraz zorluk yaşadık. Bebeğin bize alışma süreci biraz sürdü. İlk çocuğumuzun alışma süreci yaklaşık 2-3 hafta sürdü. İkinci çocuğumuzda biz bunu yaşamadık, zaten çok küçüktü. Geldiğinde iki aylıktı. Ama ilk bebeğimizde hem biz daha tecrübesizdik hem çocuğun bize alışması 2-3 hafta aldı ama sonrasında çok güzel oldu. Şu anda da iyi ki de olmuş diyoruz.

Bir baba olarak yaşadığı süreci anlatan Mustafa Taş, “Benim için biraz daha güçlü bir duyguydu. Gülgez Hanım kadar hazır değildim. Ama ilk çocuğumuz geldikten sonra biraz daha böyle olayın zorluğunu anladım, kendi açımdan söylüyorum. Çünkü ilk çocuğumuz birkaç evi dolaşmıştı, o yüzden zor bir çocuktu. İlk günde ramazan bir gündü. Sürekli ağlıyordu yani çocuk gece gündüz sürekli ağlıyordu. Hatta ilginç olan ben bir çocuğun uyurken ağladığını, ağlayabildiğini, içini çektiğini ilk çocuğumda görmüştüm. Bu iç acıtıcı bir durumdu. Ve çocuk hiç dışarı çıkamıyordu yani çıkmıyordu. Oturma odasına alıştı. Hatta şunu söyleyeyim, ilk bana alışmıştı yani. Kimseye gitmek istemiyordu. Odadan da dışarı çıktığı zaman sürekli ağlıyordu. Bu şekilde 3-4 haftamız geçti. O dönemin çok zorlu olduğunu hissediyorum hatta ilk gün özellikle ben ayaklarımın titrediğini hissetmiştim yani. Sonrasında işte yavaş ilerleyen bir süreçti ,o oryantasyon süreci geçtikten sonra. tabii ki bunlar sonrasında bir anı olarak kalmış oldu.”

“Bir çocuğa yuva olmak önemliydi”

Evlat edinmek yerine neden koruyucu aileliği tercih ettiklerini anlatan Gülgez Taş, koruyucu ailelik statüsünün ne olduğunu, evlat edinme sürecinde neler yaşanabileceği konusunda bir araştırma yaptıklarını ifade ederek, aynı zamanda uzun süre beklemek istemediklerini söyledi.

En büyük motivasyonlarının, bir çocuğa en kısa sürede yuva olabilmek olduğunu dile getiren Taş, “Bir an önce bir çocuğa destek olmak, evimizi de onunla birlikte şenlendirmek istedik. Bu nedenle beklememeyi tercih ederek koruyucu aileliğe yöneldik.” dedi.

Sürecin başında bazı endişeler yaşadıklarını da aktaran Taş, özellikle ilk uzman görüşmesi öncesinde tereddütleri olduğunu belirtti. Biyolojik ailenin hakları ve çocuğun ileride geri alınma ihtimali gibi konuların kendilerini düşündürdüğünü belirten Taş, ancak o dönemde uzmanların açıklamalarıyla bu kaygılarının giderildiğini, süreci daha sağlıklı bir şekilde anlamaya başladıklarını söyledi.

“İlk kızım boynuma sarıldı”

Koruyucu aile oldukları ilk günü muhabirimiz ile paylaşan Mustafa Taş, “İlk koruyucu ailelik sürecimiz normal prosedürün biraz dışında ilerlemişti. Önce evladımızı bize göstereceklerdi. Biz karar verecektik. Ama biz beklerken ilk çocuğumuz geldi, kucaklarında getirmişlerdi. İlk çocuğum beni gördü, boynuma sarıldı. Hatta gömleğimin yakasını tuttu. İlk karşılaşmamız böyle çok güzel bir şey olmuştu. Sonrasında tabii ki arabaya bindiğimiz zaman tedirgin olduğu anlar oldu. Çünkü bir aileden gelmişti. Ailesini göremediği için tedirginlik olmuştu. Eve gittiğimiz zaman da o tedirginlik devam etti. Tabi ki bir 5-10 günlük süreç bizim için biraz zordu. Sonrasında, ilişkilerimiz daha iyi oldu, kuvvetlendi.

İlk karşılaşma bayram havası gibi oldu

İlk karşılaşmanın hayal ettiği gibi olduğunu kaydeden Gülgez Taş , “Ben ilk karşılaşmayı, “Çocuğumuz uzmanın kucağında gelecek, bize sarılacak.” şeklinde hayal etmiştim.  Gerçi eşime sarıldı ama olsun. Eve giderken eşimin dediği gibi biraz sorun yaşadık, çünkü başka bir koruyucu aileden gelmişti. Eve gidince de çok ağladığı için susturamadık biz. Tanıdıkları aradık, komşuları aradık, hemen geldiler, karnını doyurdular. Biz de çok acemiyiz bu konularda. Altını değiştirdiler, uyuttular. Onların destekleriyle aslında ilk günü geçirdik. İlk karşılaşma bizim için bayram havası gibi bir şey oldu.”

Her şey zamanla oldu

İlk çocuklarının alışma sürecinden de bahseden Taş çifti şu şekilde konuştu:

Gülgez Taş, sürecin oldukça yavaş ve hassas ilerlediğini belirterek, çocuğun istemediği hiçbir şeye zorlamadıklarını, özellikle ilk zamanlarda eşine ve kendi babasına daha fazla ilgi gösterdiğini, kendisi odaya girdiğinde ağlama krizine girdiğini de ifade etti. Bu nedenle onu zorlamadan, süreci tamamen çocuğun ritmine uygun şekilde yürüttüklerini dile getirdi. Taş, bu yaklaşımın zamanla karşılık bulduğunu ve çocuğun aileye uyum sağladığını kaydetti.

Mustafa Taş ise bu süreçte rehberliğin önemine dikkat çekerek, doğru yönlendirme sayesinde alışma sürecinin çok daha kolay ilerlediğini ifade etti. İlk günlerde aile dostlarının ve daha önce çocuk büyütmüş kişilerin kendilerine destek verdiğini belirten Mustafa Taş, çocukların sürekli yanında güvendiği bir yetişkin olduğunda daha hızlı bağ kurabildiğini, güven ilişkisi oluştuktan sonra sürecin doğal şekilde ilerlediğini ve her şeyin zamanla düzene girdiğini ifade etti.

Karşı çıkanlar oldu

Koruyucu aile olmaya karar verdikten sonra çevrelerinden karşı çıkanlar olduğunu ifade eden Taş çifti, “Bu konuda tabii ki herkes aynı şeyi düşünmüyor. Kabul etmek lazım. Çevremizden birkaç kişi karşı çıkmıştı. Tabii biz bu konuda çok kararlı olduğumuz için ve ne yaptığımızı bildiğimiz için çok önemsemedik ama genel olarak da insanların takdir ettiklerini gördük. Benimsediklerini, yardımcı olmaya çalıştıklarına şahit olduk. Şuanda da karşı çıkanlar çok seviyorlar ve düşkünler.” ifadelerini kullandı.

Gülgez Taş, toplumun kendilerine yönelttikleri sorular doğrultusunda da, toplumun koruyucu ailelik noktasında yeterli bilgiye sahip olmadıklarını ve bu alanda bilgilendirme faaliyetlerinde bulunulursa toplumun daha yeterli bilgiye sahip olabileceğini kaydetti.

O gün duygusal olarak engelli kaldım

Koruyucu aile olduktan sonra en çok etkilendiği ve unutamadığı bir anından bahseden Mustafa Taş, şu şekilde anlattı:

“İlk çocuğumuz kreşe başladığında 3 yaşlarındaydı. Bir gün kreşin açık olup olmadığını bilemediğimiz için, ben dedim ki: “Yavrum sen arabada bekle. Ben zile basayım. Kapı açık mı, kreşin açılıp açılmadığına bakarım.” Bu noktada da beni arabadan tamamen görüyordu. Çünkü çocuk koltuğunda oturuyordu ve biraz yüksekti. Bulunduğumuz yerde de yolun sağ tarafında araç duruyor, sol tarafında da kreşimiz var. Cadde de işlek bir caddeydi. Kreşin kapısına girdiğim anda çocuğumun çoktan arabadan indiğini ve bana koşturduğunu gördüm. Ben o an inanılmaz telaşlandım ve o gün ben duygusal olarak engelli kalmıştım. Bir taraftan çok mutluydum, bir taraftan da üzülmüştüm. Çünkü yalnız kalmak istemiyordu, korkuyordu. Bu beni hakikaten duygusal olarak engelli bıraktı. Unutamayacağım bir anı olarak kaldı.”

En mutlu oldukları an “birlikte” olmak

Muhabirimizin sorularını cevaplayan çocuklar, ailesi ile birlikte en çok yapmaktan mutlu oldukları anın beraber oyun oynamak olduğunu ve en büyük hayallerinin ise doktor olmak olduğunu açıkladılar.  8 yaşındaki çocuk ise ailesi ile beraber unutamadığı anın doğum günü olduğunu ifade etti.

 “Can bağıyla bağlanmış bir aileyiz”

Bir aileyi gerçek aile yapan şeyin, kan bağından ziyade “can bağı” olduğunu ifade eden Taş çifti, "Bizim aramızda konuştuğumuz bir cümle var. “Biz evde dört kişiyiz ve dördümüzün de aslında bir kan bağı yok. Ama hepimizin bir can bağı var.” Bunun da daha değerli olduğunu düşünüyoruz açıkçası. Bunu da yaşayarak gören bir kişi olarak söylüyorum. Kesinlikle biz bir aileyiz. Can bağıyla bağlanmış bir aileyiz.” dedi.

Taş çifti, koruyucu aileliği ise tek bir yanıtla “can bağı”  olarak özetlediler.

Koruyucu aile olmak isteyen kişilere de tavsiyelerde bulunan Taş çifti, öncelikle bu konuda yeterli araştırma ve bilgilere sahip olmaları gerektiğini, hayatlarında çocuklara karşı fedakarlık gösterebilmeleri gerektiğini ve aynı zamanda bir uzman ile de görüşmeleri gerektiğini belirtti.

Taş çifti son olarak, Uluslararası Aile Günü’nün olmasının farkındalık açısından güzel bir fırsat sunduğunu ve Koruyucu ailelik noktasında da daha verimli toplantılar yapılabileceğini ve bu süreçte de koruyucu aileliğin yaygınlaştırılabileceğini ifade etti.  Taş Çifti, koruyucu aileye sahip bireyler için de eğitim alanında ayrı kontenjanların açılması gerektiğini de vurguladı.

H.NESİBE SOLAK-ÖZEL HABER