Cumhurbaşkanlığı Kabinesi Toplantısından tam kapanma kararı aldıklarını açıklayan Cumhurbaşkanı Erdoğan, “29 Nisan 2021 Perşembe akşamı başlayıp, 17 Mayıs 2021 Pazartesi sabahına kadar sürecek şekilde tam kapanmaya geçiyoruz” dedi.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Cumhurbaşkanlığı Külliyesinde gerçekleştirilen Cumhurbaşkanlığı Kabinesi Toplantısı’nın ardından basın açıklaması yaptı. Koronavirüs salgınına karşı alınan ve Ramazan Bayramı sonuna kadar sürecek yeni tedbirleri açıklayan Cumhurbaşkanı Erdoğan, “29 Nisan 2021 Perşembe akşamı saat 19.00’dan başlayıp, 17 Mayıs 2021 Pazartesi sabah 05.00’a kadar sürecek şekilde tam kapanmaya geçiyoruz. Bu tarihler arasında kesintisiz sokağa çıkma kısıtlaması uygulanacaktır. İçişleri Bakanlığı genelgesinde belirtilen üretim, imalat, gıda, temizlik, sağlık gibi alanlarda istisna tutulan kuruluşlar hariç, tüm işyerleri faaliyetlerine ara verecektir” dedi.

Toplantıda ele alınan konulara dair açıklamalarda bulunan Cumhurbaşkanı Erdoğan, şunları söyledi:

“KIBRIS’I ÇÖZÜMSÜZLÜĞE MAHKÛM ETMEK İSTEYEN ZİHNİYETE MÜSAMAHA GÖSTERMEYECEĞİZ”

Bugün Kabine Toplantımızın öncesinde Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Sayın Ersin Tatar’ı misafir ettik. Sayın Tatar’la görüşmemizde ikili iş birliği konularını, yarın Cenevre’de gerçekleştirilecek 5+1 Birleşmiş Milletler toplantısını ele aldık. Sayın Tatar, Cenevre’de Kıbrıs Türk halkından aldığı destekle egemen eşitliğe dayalı, iki devletli çözüm vizyonunu gündeme getirecek. Türkiye olarak biz de bu vizyona tam destek vereceğiz. Özellikle Kıbrıs’ı çözümsüzlüğe mahkûm etmek isteyen, Kıbrıs Türkü kardeşlerimizi ambargolarla yıldırmaya çalışan zihniyete müsamaha göstermeyeceğiz. Toplantının sonucu ne olursa olsun Kıbrıs Türkü kardeşlerimizin yanında durmaya devam edeceğiz. Bilindiği gibi Türk Silahlı Kuvvetleri’miz geçtiğimiz günlerde kara ve hava unsurlarıyla PKK-YPG terör örgütünün Kuzey Irak’taki fesat yuvalarına karşı kapsamlı bir operasyon başlattı. Türkiye sınırları dışından ve içinden maruz kaldığı terör saldırılarına karşı 2015 yılından itibaren terörle mücadelesinde yeni bir konsepte geçmiştir.

“TERÖR ÖRGÜTLERİNE AĞIR DARBELER İNDİRDİĞİMİZ OPERASYONLAR YÜRÜTTÜK”

Artık teröristlerin burnumuzun dibine kadar gelip eylem yapmasını beklemeden terör örgütlerini inlerinde bulup yok etme stratejisiyle hareket edeceğimizi tüm dünyaya duyurduk. Bu doğrultuda hem sınırlarımız içinde, hem de sınırlarımız ötesinde terör örgütlerine yönelik tarihlerinde görülmemiş ağır darbeler indirdiğimiz operasyonlar yürüttük, harekâtlar gerçekleştirdik. Pençe Şimşek ve Pençe Yıldırım adı verilen son operasyonlarımız da işte bu amaçla yürütülmektedir. Operasyonlarımızda görev alan kahraman askerlerimizin her birini alınlarından öpüyor, gazalarının mübarek olmasını diliyorum. Cumartesi günü Harekât Merkezine bağlanarak askerlerimize terörle mücadeledeki kararlılığımız ile başarı temennilerimizi ifade ettik. Irak ve Suriye sınırlarımızı terör örgütlerinin tacizinden tamamen kurtardığımız gibi, inşallah sınırlarımız ötesinde de herhangi bir terör oluşumuna kesinlikle izin vermeyeceğiz. Her ne kadar bu konudaki hassasiyetlerimizi ve kararlılığımızı hâlâ anlayamayanlar varsa da biz sahada ve masada yürüttüğümüz mücadeleyle hakikatleri herkese kabul ettireceğiz. Tabii bu arada iki şehidimiz var ve bu iki şehidimize de Allah’tan rahmet diliyorum, mekânları inşallah Cennet olsun. Yaralılarımız, onların da ağır bir durumu söz konusu değil, Rabbimden kendilerine şifalar diliyorum. Suriye’de sınırlarımızın dibinde bir terör oluşumu peşinde koşanların da er geç bu gerçeği göreceklerine inanıyorum. Biz kimin ne dediğine, kimin kiminle yürüdüğüne bakmadan ülkemizin ve milletimizin bekası için ne gerekiyorsa onu yapmayı sürdüreceğiz. Allah Türkiye’nin ve onun gözbebeği olan Türk Silahlı Kuvvetleri’nin, kahraman Mehmetçiğimizin yar ve yardımcısı olsun diyorum.

“ABD BAŞKANI BİDEN, HAKSIZ VE HAKİKATLERE AYKIRI İFADELER KULLANMIŞTIR”

Aziz Milletim; Amerika Birleşik Devletleri Başkanı Biden 24 Nisan günü yayınladığı bir mesajda coğrafyamızda bir asırdan daha uzun süre önce yaşanmış acı olaylarla ilgili mesnetsiz, haksız ve hakikatlere aykırı ifadeler kullanmıştır. Hiçbir tarihî ve hukuki temeli olmayan bu ifadeler milletimizin her ferdi gibi bizi de ziyadesiyle üzmüştür. Açıklamadaki ifadelere radikal Ermeni çevrelerin ve Türkiye karşıtı grupların baskısıyla yer verildiğini düşünüyoruz. Ancak bu durum ortaya çıkan tablonun iki ülke ilişkileri üzerindeki yıkıcı etkilerini ortadan kaldırmıyor.  Türkiye olarak tarihte yaşanan acıların yarıştırılması gibi bir anlayışı kesinlikle insani bulmuyoruz. Ama şayet böyle bir yola girilecekse bu yarıştan alnı ak, vicdani müsterih, kalbi mutmain çıkacak tek millet ve devletin biz olduğunu da hatırlatmak isteriz. Amerika ve Avrupa başta olmak üzere bize soykırım ithamını yönelten çevrelerin hepsi de böyle bir mukayese sonrasında insan içine çıkamayacak hâle gelecektir.

Esasen son iki asırda en büyük sivil can kayıpları ve buna bağlı nüfus hareketleri Osmanlı coğrafyasında, yani bizim vatanımızda olmuştur. Osmanlı, Balkanlardan ve Kafkaslara uzanan topraklarındaki nüfusunun neredeyse yarıya yakınını oluşturan 10 milyon insanının yarısı ölüm, yarısı sürgün acısını yaşamıştır. Üstelik bunu biz söylemiyoruz, bizzat Batılı tarihçiler ifade ediyor.

“MİLLET OLARAK BUGÜNE KADAR KENDİ ACILARIMIZI İSTİSMAR ARACI HÂLİNE GETİRME GİBİ BİR ZİHNİYETLE HAREKET ETMEDİK”

Dikkat ederseniz bu 10 milyon insanla ilgili ne silahlı bir çete fotoğrafı, ne geride bıraktıkları kanlı izler, ne utanç verici başka herhangi bir hikâye göremezsiniz, bulamazsınız. Ama aynı insanlarla ilgili anıtlara, lobilere, meclis kararlarına veya haklarının aranması anlamına gelecek bir faaliyete de rastlamazsınız. Sadece dedelerin torunlarına yürekleri burkularak, gözlerinden akan yaşlara engel olamayarak anlattıkları acı hatıraları vardır. Çünkü bu insanlar Türk’tür, çünkü bu insanlar Müslümandır. Dolayısıyla Batılının gözünde istismara müsait malzeme değildir. Millet olarak bugüne kadar kendi acılarımızı istismar aracı hâline getirme gibi bir zihniyetle hareket etmedik. Bizim acılarımızı kalbimize gömüp sadece ileriye bakma erdemimizi sanıyoruz bazıları yanlış anlıyor. Buna göre bizim de Batıda Balkanların kaybından, doğuda uğradığımız işgallerin hesabına, güneyimizde bize verilip tutulmayan sözlere kadar kapsamlı bir muhasebe yapıp ortaya çıkan faturayı da muhataplarımızın önüne koymamız gerekiyor. Hiç sınırlarımız dışına çıkmaya bile gerek yok, Adana’dan Antep ve Maraş’a, İzmir’den Afyon’a, İstanbul’dan Çanakkale’ye, Kars’tan Artvin’e kadar her şehrimiz kendi kayıplarının peşine düşse bile yeter. Aynı yaklaşımı tüm mazlum toplumların, coğrafyaların da göstermesi halinde ortaya nasıl bir sonuç çıkacağını kim bilebilir? Batının Ermeni meselesindeki tutumu ve terör örgütlerine karşı sergiledikleri riyakâr tavrın sonu işte bu yola çıkıyor.

Biz hâlâ en başta söylediğimiz yerdeyiz; tarihteki olayların araştırılması ve hakikatlerin ortaya çıkartılması bu işin erbabına, yani tarihçilere bırakılmalıdır, siyasetçilere değil. Yıllardır dile getirilen Ermeni iddiaları konusunda ortak bir tarih komisyonu kurulması teklifimize hâlâ bir cevap alamadık. Kendi arşivlerimizi tamamen bu komisyonun araştırmalarına açma taahhüdünde bulunduk, ama muhataplarımızdan yine ses çıkmadı. Biz kendimize bu kadar güvenirken, karşı tarafın iddia sahibi olarak gerçeklerin peşinde koşmak yerine meseleyi ısrarla siyasi zemine taşıması işin aslını göstermeye zaten tek başına yeterlidir.

“TÜRK MİLLETİNE SOYKIRIM YAFTASINI YAPIŞTIRAMAZSINIZ”

Şimdi buradan ben yine sesleniyorum; Sayın Biden, Minsk Üçlüsü diye bir üçlü oluşturulmuştu. Burada kim vardı? Amerika. Kim vardı? Rusya. Kim vardı? Fransa. 30 yıl bu işgalden kurtarmadınız oradaki insanları. Ve Azeri kardeşlerimiz ne yazık ki 1 milyonu aşkın oralardan hicret etmek durumunda kaldılar. Ve bütün o yerler, o Karabağ, bütün binaları, her şey maalesef yakıldı, yıkıldı. Eğer soykırım diyorsanız, şöyle kendinizi aynaya bakıp bir değerlendirmeniz lazım. İşte bütün gerçek ortada. Karabağ. Kızılderilileri zaten söylememe gerek yok, onlar her şeyiyle ortada. Bütün bunlar, bu gerçekler ortadayken sizler kalkıp da Türk’e, Türk milletine soykırım yaftasını yapıştıramazsınız. Bakın buralarda on binlerce sivil insan katledilirken 1,5 milyon Azerbaycanlı kardeşimiz evlerini terk etmek mecburiyetinde bırakılmıştır. En başından beri Ermeni çevrelerin soykırım yalanının üzerine bu derece abanmalarının sebeplerinden biri de yaklaşık 1,5 asırdır kendi yaptıkları kıyımlardan ve ihlallerden sorumlu tutulma korkularıdır. Büyük vaatlerle kandırılan Ermenilerin hem Ruslar, hem de Avrupa ve Amerika tarafından aldatılmış olmanın utancı ve öfkesini bu yalanla örtmeye çalıştıkları anlaşılıyor. Ermeni yalanlarını destekleyen çevreler de kendi tarihlerindeki utançların üzerini örtme telaşı içindeler. Aziz milletim; toplamda 17 milyon insan öldüğü Birinci Dünya Savaşı döneminde yaşanan sivil kayıplar üzerinden bir değerlendirme yapacaksak şunları da hatırlatmamız gerekiyor: Aynı dönemde Çarlık Rusya’sı topraklarından yaşayan yüz binlerce Alman ve Musevi kökenli vatandaşını Alman ordusuyla iş birliği yapma ihtimalleri olduğu iddiasıyla Sibirya tarafına sürmüştür.

Daha doğrusu sürgün adı altında bu insanların çok büyük bir bölümü açlık, hastalık ve soğuk altında ölüme terk edilmiştir. Avusturya-Macaristan İmparatorluğu da kendi vatandaşı olan yüz binlerce Rus asıllı insanı kurşuna dizerek, asarak veya toplama kamplarında ölüme yollayarak ortadan kaldırmıştır.

“AMERİKA VE AVRUPA TARİHİNDE SOYKIRIM DİYE NİTELENDİRİLEBİLECEK NİCE HADİSEYE RASTLAYABİLİRİZ”
Balkanlar’da ve Kafkaslarda bizim uğradığımız 5 milyonu ölümle, 5 milyonu yerinden edilmeyle sonuçlanan kayıpları tekrar hatırlatmak istiyorum. Osmanlı’nın 1915’de gerçekleştirdiği Ermeni sevk ve iskânı sırasında yaşanan kayıpları işte bu iklimde değerlendirmek gerekiyor. Şayet Ermenilerin kayıpları soykırım olarak nitelendirilecekse, verdiğimiz bu örnekler başta olmak üzere aynı dönemde yaşanan tüm olaylar da aynı paranteze alınmalıdır. Hatta öncesine ve sonrasına gidecek olursak, Amerika ve Avrupa tarihinde soykırım diye nitelendirilebilecek nice hadiseye rastlayabiliriz. Kızılderililerden siyahilere, Almanya’nın Dresden kentinde yapılanlardan Japon şehirlerine atılan atom bombalarına, özellikle Vietnam’dan Irak’a kadar pek çok başlıkta bu konular tartışmaya açılabilir. Güney Amerika’dan Afrika kıtasına ve Doğu Asya’ya kadar dünyanın dört bir yanındaki nice toplumlar yaşadıkları zulümleri yüreklerinde hala bir yara olarak taşıyor. Birinci Dünya Savaşında bizim topraklarımızda ortaya çıkan acı görüntüler ise aynı dönemde istisnasız herkesin yaşadığı sorunların bir kesitini teşkil ediyor. Soykırım kavramı ve bununla bağlantılı süreçler geriye doğru da işletilemeyecek şekilde 1948 ve sonrasına aittir. Burası çok, ama çok önemli; bu ithamın ifade edilebilmesi için ortada tarihçilerin üzerinde uzlaştığı somut deliller ve bunlara dayalı mahkeme kararları olması gerekir. Ermeni iddialarıyla ilgili ortadan herhangi bir somut delil olmadığı gibi, uluslararası mahkeme kararı da mevcut değildir. Türkiye olarak yaptığımız ortak tarih komisyonu kurulması ve arşivlerin açılması gibi teklifler öncelikle meselenin tarihî olarak doğru bir zemine oturmasını amaçlamaktadır. Biz kendimizden emin olduğumuz için bu konularda her türlü konuşmaya, tartışmaya, araştırmaya, değerlendirmeye açığız. Hatta peşin hükümle aleyhimizde yayın yapacağını bildiğimiz araştırmacılara bile arşivlerimizi kapatmıyoruz; buyurun, gelin bakın.

Amerika ve Avrupa ülkeleri ise tarihî arşiv belgeleriyle konuşmaktan kaçanların safsatalarının, iftiralarının, yalanlarının yanında yer alarak sadece ve bize husumet göstermekle kalmıyor, bilime de ihanet ediyor. Sırf Ermeni yalanlarına prim vermedikleri, gerçeğin peşinde koştukları için saygın tarihçilere yapılan haksızlıklar ve saldırılar, soykırım yoktur demenin yasayla suç haline getirilmesi çabaları tam bir garabet örneğidir.

“PKK-YPG ÜZERİNDEN SURİYE’DE KURULAN TUZAĞI DA AYNI ŞEKİLDE PARÇALAYIP ATACAĞIMIZDAN KİMSENİN ŞÜPHESİ OLMASIN”

Asala terör örgütünün özellikle 1970’li yıllarda diplomatlarımıza, yani elinde silah olmayan sivil kamu görevlilerine karşı gerçekleştirdiği saldırıları da unutmadık, unutmayacağız Biden. Bu alçak eylemlerde hayatlarını kaybeden diplomatlarımızın katillerinin nasıl korunduğunu, cezaevlerinden nasıl salıverildiğini gayet iyi biliyoruz. Bir asır önceki hayallerin bir benzerinin Ermeni örgütlerinin bıraktığı yerden son 40 yıldır PKK terör örgütü vasıtasıyla hayata geçirilmeye çalışıldığının da elbette farkındayız. Allah’ın izniyle üzerimizde oynanan tüm oyunları nasıl hüsrana uğrattıysak, dün PKK üzerinden sınırlarımız içinde bir süredir PKK-YPG üzerinden Suriye’de kurulan tuzağı da aynı şekilde parçalayıp atacağımızdan kimsenin şüphesi olmasın. Aziz milletim; Amerika Birleşik Devletleri’nin bu gerçekler ışığında attığı yanlış adımdan bir an önce dönmesini umut ediyorum. Soykırım gibi ithamlar siyasetin konusu olamayacak kadar hassas konulardır. Tarih ilmi bir kenara bırakılarak ülke başkanlarının, parlamentolarının bu tür konularda ahkâm kesmesi, işleri içinden çıkılmaz bir hâle getirmekten başka bir işe yaramaz. Biz tarihe husumet çıkarmak ve yeni kavgalar üretmek değil daha güzel bir geleceği inşa ederken ders almak için bakılması gerektiğine inanıyoruz. Yaşanan tartışmaların Ermeni toplumuna en küçük bir faydası olmadığı gibi tam tersine bu tür adımlar yeni sıkıntıların kaynağı hâline gelmektedir.

“VAKA VE VEFAT SAYILARI YÜKSELDİĞİNDE KISITLAYICI TEDBİRLERİN ARTTIRILMASI KAÇINILMAZ HÂLE GELMEKTEDİR”

Bugün Kabine Toplantımızın salgınla ilgili son gelişmeler bölümünde enine boyuna değerlendirmesini yaptık. Amacımız, tedbirlerin temizlik, maske, mesafe kurallarından asla taviz vermeden vatandaşlarımızın hayatlarını en az etkileyecek şekilde uygulanmasını temin etmektir.

Vaka ve vefat sayıları yükseldiğinde kısıtlayıcı tedbirlerin arttırılması kaçınılmaz hâle gelmektedir. Ramazan Bayramının ardından hayatımızı kolaylaştıracak adımları atabilmemiz için rakamların bugünün çok daha altına düşmesi şarttır. Avrupa’nın açılma sürecine girdiği bir dönemde bizim geride kalmamak için vaka sayılarımızı süratle 5 binin altına indirmeliyiz, aksi takdirde turizmden ticarete ve eğitime kadar her alanda ağır bir faturayla karşı karşıya gelmemiz kaçınılmaz olacaktır. Hedeflediğimiz rahatlamayı sağlayabilmek için önümüzdeki günlerde hep birlikte biraz daha fedakârlık yapmamız önem arz ediyor. Öncelikle şu hususu belirtmek istiyorum: Özel hastanelerde yoğun bakım ve aşı hizmetlerinden dolayı ücret talep edildiğine dair şikâyetler alıyoruz. Hukuken bu hizmetler için vatandaşlarımızdan hiçbir ücret talep edilemez. Yoğun bakım ve aşı hizmetleri sebebiyle ilave ücret talebiyle karşılaşan vatandaşlarımız bu durumu Sağlık Bakanlığımıza ve Sosyal Güvenlik Kurumumuza bildirirlerse failleri hakkında gereken işlemler derhal yapılacaktır, çünkü bunların yaptırımı vardır. Salgın başladığından beri filyasyon ekipleriyle birlikte yoğun mesai sarf eden muhtarlarımızın aşılarına başlanacağının müjdesini de bu vesileyle vermek istiyorum. Bayram sonrasına kadar sürecek yeni tedbirlerimiz şu şekilde olacaktır: 29 Nisan 2021, yani Perşembe akşamı saat 19.00’dan başlayıp 17 Mayıs 2021 Pazartesi sabah 05.00’a kadar sürecek şekilde tam kapanmaya geçiyoruz, bu tarihler arsında kesintisiz sokağa çıkma kısıtlaması uygulanacaktır.

“YAŞLI VEYA AĞIR HASTALIĞI OLAN VATANDAŞLARIMIZ, VEFA EKİPLERİNDEN DESTEK İSTEYEBİLECEKLERDİR”

İçişleri Bakanlığı genelgesinde belirtilen üretim, imalat, gıda, temizlik, sağlık gibi alanlarda istisna tutulan kuruluşlar hariç tüm iş yerleri faaliyetlerine ara verecektir.
Yeme-içme sektöründe sadece paket servisle hizmet verilebilecek, şartları uygun olan işletmeler bu hizmeti gerektiğinde kesintisiz devam ettirebilecektir.

Zincir marketler Pazar günleri kapalı olacak, diğer günlerde belirlenen saatlerde hizmet vermeyi sürdürecektir.

Şehirlerarası seyahatlerin tamamı izne tabi olacak ve şehirlerarası toplu taşıma araçları yüzde 50 kapasiteyle çalışabilecektir.

Önceki uygulamalardan farklı olarak bu defa konaklama tesislerindeki rezervasyonlar sokağa çıkma ve şehirlerarası seyahat kısıtlamaları için istisna teşkil etmeyecektir.

Hizmetlerini sürdürecek olan kamu kurumlarındaki personel uzaktan veya dönüşümlü çalışmaya yönlendirilecektir. Uzaktan çalışan kamu personeli de sokağa çıkma sınırlamasına tabi olacaktır.

Anaokulu, kreş, 8’inci ve12’nci sınıflar dâhil tüm kurumlarda yüz yüze eğitime ara verilecek, tüm sınavlar ertelenecektir.

Tarım sektöründe çalışanların faaliyetlerini salgın tedbirlerine uygun şekilde yürütebilmesi için gereken düzenlemeler ayrıca yapılacaktır.

İhtiyaçların karşılamak için sokağa çıkamayan yaşlı veya ağır hastalığı olan vatandaşlarımız VEFA ekiplerinden destek isteyebileceklerdir.

Vatandaşlarımızın mağdur olmaması için kurumlarımız gereken tüm tedbirleri alacaktır, biz de bunların yakın takipçisi olacağız.

Türkiye bakımından çok önemli olan bu sürecin hedeflediğimiz sonuçları verebilmesi için kurallar en sıkı şekilde uygulanacak, tedbirlerin istismarına kesinlikle izin verilmeyecektir. İnşallah bu fedakârlıklarımızın karşılığını bayram sonrası hep birlikte sağlıklı, huzurlu ve mutlu, müreffeh günlere ulaşarak alacağız. Rabbim yar ve yardımcımız olsun diyor, hepinize sevgilerimi, saygılarımı sunuyorum, kalın sağlıcakla.”

Derleyen: Hayal GİRİŞİM-Kaynak: Cumhurbaşkanlığı