Saadet Partisi Burdur İl Kadın Kolları Başkanlığı tarafından Saadet Partisi Sağlık ve Gıda Politikaları Kurulu’nun, “Aşı Raporu” isimli politika notu, kamuoyuna duyuruldu.

Saadet Partisi’nin Sağlık ve Gıda Politikaları Kurulu, ikinci Aşı Raporu’nu yayınladı. Saadet Partisi Sağlık ve Gıda Politikaları Kurulu’nun, “Aşı Raporu” isimli politika notunda, ” Haftada iki kez PCR testinin mali ve iş yükü yerine antikor testleri yapılarak hastalığı semptomsuz atlatan ve antikoru oluşan kişiler tespit edilerek bu kişiler HES’te hastalığı geçirmiş kategorisine geçirilmelidir” önerisi getirildi. Saadet Partisi Burdur İl Kadın Kolları Başkanlığı tarafından Saadet Partisi Sağlık ve Gıda Politikaları Kurulu’nun, “Aşı Raporu” isimli politika notu, kamuoyuna duyuruldu.  Raporda; toplumsal bağışıklık, aşının geliştirilme süreci, aşı tereddüdü, zorunlu PCR testleri gibi konular değerlendirildi. Raporda dikkat çeken noktalar şöyle: “Covid-19’la ilgili daha önce küresel çapta yapılan açıklamalarla birlikte nüfus kontrolü ve yeni bir dünya dizaynı amacıyla laboratuvarda üretilmiş olması, aşılarla insanların genetiği ile oynanacak olması, pandemi ile küresel bir korku düzeni oluşturulmaya çalışılması, dijital düzene geçiş için bir aşama olarak görülmesi gibi birçok teori bulunmaktadır. Bunların gerçekliği küresel çapta ele alınması gereken bir durumdur. Şu anda laboratuvarda da üretilse hayvanlardan da geçse 1.800.000 kişinin ölümüne sebep olan bir hastalıkla karşı karşıya olduğumuz bir gerçektir. En önemli konu bu sürecin nasıl yönetileceğidir. Süreç yönetimindeki aksaklık ve şeffaf olmayan konularla ilgili raporun genelinde birçok konu göze çarpmaktadır. Özetle; Aşı küresel aktörler ve ilaç şirketlerinin sık sık üzerinde durduğu ve lobi faaliyetleri gösterdikleri konulardan biridir ve küresel aktörlerin açıklamaları ve içerik bilgisi ile ilgili şüphelerden dolayı aşılar konuşunda dikkatli ‘ davranılması ve içeriğinden emin olunan yerli aşı çalışmalarına hız verilmesi gerektiği en önemli sonuç olarak karşımıza çıkmaktadır. Ülkemizde Covid-19 aşıları hakkında tereddütler olmasına rağmen toplumsal bağışıklığı sağlamak noktasında aşılama konusunda önemli bir yol alındığı ve 18 yaş üstü nüfusun %59’unun ÇİR doz aşısını yaptırd ığı görülmektedir. Bununla birlikte aşılama hızındaki artış alınan diğer önlemlerde gevşemeyi beraberinde getirmiş, maske ve mesafe başta olmak üzere birçok kısıtlama kademeli olarak görülse de hızlıca kaldırılmıştır. Bu durum beraberinde delta varyantının hızlı yayı ima özelliği ile birlikte değerIendirildiğinde vaka sayılarının hızlıca artmasına sebep olmuştur. Geçmiş kodların gösterilmesi, AVM vb önlerinde uzayan kuyrukların olması, bir kodun bir ay süre ile geçerli olması vb gibi sebeplerle HES KODU uygulaması, mağaza önlerinde bulunan ateş ölçerler ve maliyetleri, bazı ülkelere uçuş yasağı konulması (gelmek isteyenler başka ülke üzerinden transit gelebiliyor) gibi önlemlerin salgın yönetimi konusunda çok etkin olmadığı görülmektedir. Bunlara ilaveten pahalı ve ölçüm süresi uzun süren, güvenirliği düşük olan PCR testi yerine daha hızlı sonuç veren sürüntü testlerinin kullanımı yaygınlaştırılmalıdır. Böylelikle hızlı sonuç veren ve kendilerinin evde uygulayabildiği testler sayesinde pozitif olan kişilerin erken tanısı sağlanarak bulaş daha erken önlenebilir. Hastalığı hafif semptomlarla geçirmiş, test yaptırmamış ve dolayısıyla anti koru olan kişilerin sistemde görülmeyecek olması bir problem teşkil etmektedir. Sonuçta aşı ile yapılmak istenen hastaya antikor sağlanmasıdır. Hastalığı geçirenlerin antikor seviyelerinin yüksek olduğu ve hastalığı geçirmenin hücresel immüniteyi, aşıya göre çok daha iyi uyardığı bilgisi birlikte düşünüldüğünde ülke genelinde haftada 2 defa yapılacak PCR testi yerine antikor testi ile hastalığı semptomsuz geçirerek antikoru olan bireylerin bilgisi ve aşılanmış nüfusun toplamı, toplumsal bağışıklıkta nerde olduğumuz konusunda daha sağlıklı bir fikir verecektir. Bu nedenle haftada iki kez PCR testinin mali ve iş yükü yerine antikor testleri yapılarak hastalığı semptomsuz atlatan ve antikoru oluşan kişiler tespit edilerek bu kişiler HES’te hastalığı geçirmiş kategorisine geçirilmelidir. PCR testi defalarca yapıldığında farklı sonuçlar veren ve doğru pozitif ve negatifliği sorgulanan bir test olması itibariyle aşı yaptırmamış kişilerin haftada iki kez PCR testi yaptırması zorunluluğu doğru sonuç vermeyecek ve sistemi n sürekli aksamasına sebep olacaktır. Bu aynı zamanda sağlık sisteminde iş yükünü artıracak bir faktör olarak karşımıza çıkmaktadır. Bununla birlikte aşı olan ve olmayanların aynı virüs yükünü taşıdığını gösteren çalışmalardan hareketle, aşı olan kişilerin daha semptomsuz atlattığı bilgisi birlikte değerlendirildiğinde, aşı olan ve olmayan kişilerin bulaş zincirini kırma konusunda büyük bir etkisi olmadığı görülmektedir. Haftada iki kez PCR testi yerine İspanya ve Güney Kore’de kullanılan ve hızlı sonuç veren “rapid antijen testleri” bulaş önlemek konusunda fayda sağlayabilmektedir. Bu testlere vatandaşların kolay erişimi hastalığın erken tanısı ve bulaş zincirini kırma konuşunda fayda sağlayacaktır. Aşının yan etkileri konusunda yapılan çalışmaların sonuçları, aşı olmayıp Covid-19’u ağır geçirmek durumunda aşıdan kaynaklı yan etkilerden çok daha fazlasına maruz kalınacağını göstermektedir. Bununla birlikte rota virüsü aşısının tüm faz çalışmaları tamamlanıp kullanıma girdikten 10 ay sonra aşı olanlarda aşı kaynaklı “intusepsiyon” (ince bağırsağın bir kısmının önündeki ince barsak kısmının içine, teleskopa benzer şekilde, girerek barsak tıkanmasına neden olması) gelişmesi ve sonrasında aşının piyasadan çekilerek bu yan etkiyi elimine edecek forma dönüştürülmüş olduğu bilgisinden hareketle aşının uzun dönemli farklı etkileri olup olamayacağı konusunda kesin bir şey söylemek doğru olmayacaktır.  Aşı olan ve olmayan kişilerin aynı viral yük taşıdığı çalışmalar dikkate alındığında, aşının toplumsal bulaşı önlemek konusunda yeterli değil fakat bireylerin hastalığı daha hafif semptomlarla geçirmesini sağlamak ve hastane yatışlarını ciddi oranda düşürme noktasında etkili olduğu söylenebilir. Bununla birlikte bireyler aşı olmayı tercih etmediklerinde Covid-19’u ağır bir şekilde ve sonrası için vücudunda kalıcı bazı hasarlar bırakarak geçirme durumu ile karşı karşıyadır. Bu bilgilerden hareketle kişiler aşının yukarda bahsettiğimiz yan etkileri mi, yoksa hastalığı ağır geçirme ihtimali ve sonrası etkilerini mi göze almalıdır sorusu karşımıza çıkmaktadır. Bu nedenlerle aşı yaptırma kararı bireysel bir karar olmalıdır. AİHM (Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi)’nin, Yaşama Hakkı, Özel Yaşama Saygı Hakkı, İnsan Hakları ve Biyotip Sözleşmesi, T.C. Anayasası, Türk Medeni Kanun, Türk Ceza Kanunu ve Anayasa Mahkemesi ihtiyari olmayan tıbbi bir müdahale olarak zorunlu aşının özel hayata saygı hakkına müdahale teşkil ettiğine dair kararları bulunmaktadır. Eğitim çalışanlarının mesleklerini ifasının, öğrencilerin derslere devamının ve kamu hizmetinin yerine getirilmesinin haftada iki defa PCR testi yaptırma şartına bağlanması yani dolaylı yoldan aşı zorunluluğu dayatılması temel insan haklarının ihlali niteliğindedir.  Sağlık Bakanlığı eğer aşının ciddi yan etkileri olduğuna dair olumsuz yorumlar/haberler sonucu oluşan güvensizliği kırmak ve toplumun aşıya olan tereddütlerini azaltmak istiyorsa; Türkiye özelinde bakanlığında desteklediği büyük bir ömeklem üzerinden aşı olmuş ve olmamış bireylerin karşılaştırılacağı çalışmalar yapılması ve sonuçlarının kamuoyu ile paylaşılması gerekmektedir.”

HABER MERKEZİ