TBMM Bütçe Görüşmelerinde konuşma yapan CHP Burdur Milletvekili Mehmet Göker, “Bu bütçe, şimdiye kadar yapılmış bütçelerden farkı sadece borcun borçla kapatıldığı değil, artık borcun faizinin borçla kapatıldığı bir bütçedir. 2021 yılı bütçeyle ön görülen faiz ödemesi 180 milyar liradır. Yani iyi dediğiniz bu bütçenin yüzde 14’ü borcun faizine ödenecek bir bütçedir” dedi.

TBMM İdare Amiri, CHP Burdur Milletvekili Mehmet Göker,  Bütçe Görüşmelerinde konuşma yaptı. Ülkede yaşanan sıkıntıları dile getiren Milletvekili Göker, bütçenin borcun faizinin borçla kapatıldığı bir bütçe olduğunu vurguladı. Göker konuşmasının devamında, koronavirüs nedeniyle sipariş edilen aşı miktarının yeterli olmadığı söyledi.  Ülkede her alanda mağduriyetlerin giderilmesi için erken seçimi işaret eden Göker, “Her alanda yaşanan mağduriyetlerin giderilmesi ve güven ortamının tekrar tesisi için bir an önce halk iradesine başvurulmalı, erken seçime gidilmeli, Cumhuriyet Halk Partisi kadrolarına yol açılmalıdır” dedi.
TBMM İdare Amiri, CHP Burdur Milletvekili Mehmet Göker şöyle konuştu: “Öncelikle Cumhuriyetimizin kurucusu Gazi Mustafa Kemal Atatürk ve arkadaşlarına teşekkür ve şükranlarımı sunarak konuşmama başlamak istiyorum.  Her konuda istisnasız sevgiyi, saygıyı ve teşekkürü hak eden kurucularımıza yaptığım bu teşekkür 1860’tan sonra hazineye giren her İngiliz sterlini için 2 İngiliz Sterlini borçlanan, mali krize çözüm bulamayan, sürekli bütçe açığı veren, aldığı borçları da cari harcamaya, israfa, saraylara ve hanedanlara harcayan Osmanlı Devleti’nin borçlarını 1954 yılında ödedikleri ve bununla da kalmayarak Etibank, Sümerbank, şeker fabrikaları, çimento fabrikaları gibi 50’yi aşkın KİT yaparak ülkemizde başlattıkları kalkınma hamlesi içindir. Ruhları şad olsun.  

BU BÜTÇE, ARTIK BORCUN FAİZİNİN BORÇLA KAPATILDIĞI BİR BÜTÇEDİR”
Atanmışların seçilmişlere kurduğu vesayet rejiminde yapılan veda bütçesinin 11’inci günündeyiz.  Şimdiye kadar iktidar grubu, bakanlar da dâhil olmak üzere buraya geldi. AK Parti’nin doğudan batıya, güneyden kuzeye her yerde yaptıklarını, başarılarını, hamlelerini görebileceğimizi söylediler. Değerli arkadaşlar, bu AK Parti’nin yaptıklarını görmek için bu kadar coğrafi metrekareyi dolaşmanıza gerek yok. Bakınız, Ocak 2018’de Meclisin önünde kendini ateşe veren işçimize bakmanız yeterli. Mart 2012’de kendini ısıtamadığı, bebeğini ısıtamadığı için yan odada intihar eden Emine kardeşimizi hatırlamanız yeterli. Ya da şuradan birazcık öteye gidip icra dairelerindeki 23 milyon icra dosyasına bir göz atmanız yeterli veya bu kadar uzağa da gitmeyelim. Daha geçen hafta Sayın Genel Başkanımızın gündeme getirdiği, dekontuyla ispatladığı, polis şehidimizin babasına yaptığınız 192 liralık banka dekontu, AK Parti’nin yaptıklarını anlatmaya yeter de artar bile.  Evet, bu bütçede halkın yararına yönelik, işçiyi, çiftçiyi, emekliyi, esnafı kısacası mağdur kesimlerin yararına yönelik hiçbir maddeyi göremezsiniz. Bu bütçe, şimdiye kadar yapılmış bütçelerden farkı sadece borcun borçla kapatıldığı değil, artık borcun faizinin borçla kapatıldığı bir bütçedir. 2021 yılı bütçeyle ön görülen faiz ödemesi 180 milyar liradır. Yani iyi dediğiniz bu bütçenin yüzde 14’ü borcun faizine ödenecek bir bütçedir. Saat başı yaklaşık 21 milyon lira ya da 2,7 milyon dolar ya da günde 493 milyon liranın faize gittiği bir bütçedir. Peki, işçinden, memurdan, esnaftan, köylüden toplanan vergi nedir? 220 milyar lira. Ne demiştik gidecek olan faiz bütçesine? 180 milyar lira. İşte, tek adam rejiminin getirdiği sonuç tam anlamıyla da budur. Burada biz çıkıp eleştiri olarak “tek adam” dediğimizde bizlere kızıyor, sitem ediyorsunuz ama her konuşmanızda istisnasız “Cumhurbaşkanımızın olurlarıyla” diyerek başladığınız cümlelerle aslında bunu siz de kabul etmiş oluyorsunuz. Sadece, farkında değilsiniz ya da oturduğunuz koltuklar anlamında sineye çekiyorsunuz. Söylediklerimizi aslında devletin resmî kurumları da doğrulamakta. Nasıl mı? TÜİK verilerine bakmak bunun için yeterli. 2005 TÜİK verilerinde asgari ücret -ki o da yalandı- yaklaşık 11.085 dolardı, bugün ise 8.455 dolar; bu, fakirleşme değil de nedir? Bunun burada cevabının verilmesi lazım. On sekiz yıllık iktidarınızda toplanan 2 trilyon 400 milyar dolarlık vergi, 450 milyar dolara yaklaşan dış borç, 60 milyar dolarlık bir özelleştirmenin sonucunda ülkenin geldiği nokta, açlık, yoksulluk, işsizlik ve gençlerinin umudu olmayan bir ülke.  Peki, ne yapılmalı ya da nelerden vazgeçilmeli? Üretim yerine tüketimi, ihracat yerine ithalatı teşvik eden ve tarımı yerle bir eden yanlış politikalardan bir an önce vazgeçilmeli. Finans kaynaklarını sadece belli bir sektöre aktaran -ki biz buna “beşli çete” diyoruz- rant odaklı büyüme modelinden bir an önce vazgeçilmeli. Yine, 2002 yılında 129 milyar dolar olan dış borcumuzu 2020 yılında 442 milyar dolara yükselten, işletmelerin döviz cinsinden borçlanmasına yönelik uygulamalardan vazgeçilmeli.

Hukuk devleti ilkesinden, ifade ve basın hürriyetinden sapmalara yol açan antidemokratik uygulamalardan vazgeçilmeli. Kamu kaynaklarının yönetiminde ve kullanımında şeffaflık ve hesap verilebilirlik yerine keyfîlik ve gizliliğe neden olan yaklaşımlardan vazgeçilmeli, bunda da ilk olarak Cumhurbaşkanlığı örtülü ödeneğinden başlanmalıdır.  200 kere değiştirilerek beşli çeteye kaynak aktarmanın yolu hâline getirilen Kamu İhale Yasası hakkaniyetli bir şekilde ve son kez değiştirilmeli. KÖİ projeleri ve garantiler acilen düzenlenmeli, rekabetçi ortam oluşturularak kamu yararına kamulaştırmalar yapılmalıdır. Bu, bizim geleceğimiz olan nesillerimize borcumuzdur. Cumhurbaşkanlığı gelir gider bilançosuna bakıldığında 2019 yılında harcanan tutar, bir önceki yıla oranla 3,8 kat artarak 3 milyar 668 milyona çıkmıştır. Sayıştay raporlarında da yer aldığı üzere, günlük harcamaları 10 milyon liraya ulaşan, 4.303 asgari ücrete eş değer olan bu bütçeden vazgeçilmeli, kamu israfına son verilmelidir. Yine, Sayıştay denetiminden ve Kamu İhale Kurumu dışında tutularak harcamaların, borçlanmaların, ihalelerin denetlenmediği âdeta paralel bütçe hâline getirilen Varlık Fonu, gerçekçi ve ciddi bir şekilde TBMM denetimine açılmalıdır. Son olarak da kamudaki taşıt ve bina kiralama yöntemleri şeffaf hâle getirilmelidir.

ÇİN’DEN SİPARİŞ EDİLEN KORONAVİRÜS AŞISI

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bir hekim olarak söylemek isterim ki Covid elbette bütün dünyanın sorunu, Türkiye’nin de gündemini kasıp kavurmakta ancak burada yine bir yönetilememe ya da öngörüsüzlükle karşı karşıyayız. Zira, Bakanın da ifade ettiği gibi ilk etapta getirtilecek olan aşı miktarı 20 milyon doz. Son olarak ifade ettiklerinde, 50 milyon doza yaklaşık bir bağlantı kurduklarını söylediler. Burada yapılması gereken 2 şey var: Birincisi, bu aşıların Faz 3 denemelerinde güvenli olduğunu açıklayacak olan, özerk kurumu 2011 yılında yani Refik Saydam Hıfzıssıhha Enstitüsünü kapattığınıza göre bunların güvenlik raporu özerk olmayan laboratuvarlarca verilecek ve yine Türkiye İlaç ve Tıbbi Cihaz Kurumu tarafından onaylanacaktır. Şimdi, burada 2 sorun var: Bir, geçen hafta Genel Başkanınızın açıkladığı üzere “Biz bu aşıyı güvenilir bir şirketten aldık.” sözüne istinaden “Bu aşı güvensizdir.” diyebilecek ya da “Kullanıma aykırıdır.” diyebilecek bir şirket midir ya da bir kurum mudur? Bu sorunun cevabını hepimiz biliyoruz. Peki, özellikle de ikinci soru… Ya “Güvenilir değil.” derse ne yapacağız? Elimizde bize yönelik, topluma yönelik aşı yok; zira bu aşıya kendini bel bağlayan tek ülke biziz. Nasıl mı? Brezilya, Endonezya, Şili, Filipinler, Bangladeş ve Türkiye, sadece Çin aşısı ya da Çin’de üretilen aşıya sipariş vermiş 6 ülke. Ancak, bizim haricimizdeki ülkeler, sadece Çin’de üretilen aşıya bel bağlamayıp bir başka aşı olan AstraZeneca’dan da 20 milyon ile 100 milyon doz arasında sipariş verdiler yani kendilerini garantiye aldılar. Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; pandeminin sonlandırılabilmesi için tüm bilim insanlarının söylediği rakam toplumun yüzde 70’inin, yüzde 80’inin aşılanmasının gerekliliği. Peki, toplumumuzdaki bu nüfus ne kadar? Yaklaşık 65 milyon yani -size söylüyorum- 65 milyon nüfusumuzun aşılanması gerekir. Aşının aktif hâle gelip koruyucu hâle gelebilmesi için 2 doz yapılması gerektiğine göre, elimizde 130 milyon doz aşının bulunması gerekir. Sayın Vekil, kaç doz sipariş verdik?

YAŞAR KIRKPINAR (İzmir Mv.) – 50 milyon.

MEHMET GÖKER (Devamla) – Peki, kalan 80 milyonu nereden alacağız, kimden alacağız ve 2021 yılı bütçesine konmayan rakamlarla bunun finansmanını nasıl sağlayacağız? Son olarak, pandemi sürecinde Covid’le mücadelemizde inanılmaz bir başarı sergileyen sağlık çalışanlarının böylesi demoralize ve moral bozukluğu içerisinde, bu aşıların nasıl ve devamlı surette yapımını sağlayacağız?

Sözlerime burada son verirken, her alanda yaşanan mağduriyetlerin giderilmesi ve güven ortamının tekrar tesisi için bir an önce halk iradesine başvurulmalı, erken seçime gidilmeli, Cumhuriyet Halk Partisi kadrolarına yol açılmalıdır. Teşekkür ediyorum.”

Hayal GİRİŞİM