banner6

18 Kasım 2017 Cumartesi

Engelli adamı darp edip çaldığı parayı tarlaya gömdü

KADINA ŞİDDETE HAYIR!

Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı tarafından yürütülen “Kadına Yönelik Şiddetle Mücadele” İl Eylem Planı Çalıştayı, Burdur’da başladı.

25 Ekim 2017 Çarşamba 14:49
KADINA ŞİDDETE HAYIR!

Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı tarafından yürütülen “Kadına Yönelik Şiddetle Mücadele” İl Eylem Planı Çalıştayı Burdur’da başladı.  Çalıştaya, başta Vali Şerif Yılmaz olmak üzere, Garnizon Komutanı P. Alb. Hakan Tutucu, Cumhuriyet Başsavcısı Mehmet Nadir Yağcı, MAKÜ Rektörü Prof. Dr. Adem Korkmaz, Vali Yardımcısı Ali Nazım Balcıoğlu, Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı Kadının Statüsü Genel Müdürlüğü Kadın Politikaları Daire Başkanı Mustafa Çadır, İl Genel Meclisi Başkanı Muzaffer Bağcı, Genel Sekreter Servet Olpak, daire müdürleri ve sivil toplum kuruluşlarının temsilcileri katıldı.  Saygı Duruşu ve İstiklal Marşının okunması ile başlayan açılış programında Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı tarafından hazırlanan ‘Kadına şiddet insanlığa ihanet’ konulu video gösterildi.  Aile ve Sosyal Politikalar İl Müdürü Hasan Güven’in yaptığı açılış konuşmasının ardından Vali Şerif Yılmaz bir konuşma yaptı. Konuşmaların ardından Kadın Politikaları Daire Başkanı Mustafa Çadır, “Kadına Yönelik Şiddetle Mücadele” İl Eylem Planı ile ilgili Burdur verilerinin de yer aldığı sunumunu yaptı. Bu sunumun ardından Mehmet Akif Ersoy Üniversitesi Kadın Sorunları Uygulama ve Araştırma Merkezi Müdürü Yrd. Doç. Dr. Esma Özdaşlı çalıştay çerçevesinde sunumunu gerçekleştirdi. Sunumların ardından paydaş kurum temsilcilerinin katılımıyla çalıştay grup çalışmalarına geçildi.

 

Vali Yılmaz çalıştayın açılış programında şöyle konuştu:  “Öncelikle kadına yönelik şiddetle mücadele kapsamında böyle bir programın ilimizde tertiplenmesinden dolayı bakanlığımıza ayrıca teşekkür ediyorum. Biraz önce il müdürümüz izah etti. Özellikle kadına yönelik şiddetle ilgili şiddetin çeşitleri ve boyutlarıyla ilgili kısada olsa bir takım bilgilendirmeleri oldu. Aslında bugün burada konunun tarafları olarak ilgili kurum ve kuruluşlar, sivil toplum kuruluşları dahil olmak üzere bu eylem planı çerçevesinde yapılması gereken 2018-2021 yıllarını kapsayan 3’üncü eylem planı içerisinde yapılması gerekenleri değerlendireceğiz.  Hepinizin bildiği gibi Anayasamızın ilk dört maddesi arasında Türkiye Cumhuriyeti'nin demokratik, laik, sosyal bir hukuk devleti olduğu yazılıdır. Ancak anayasamızda yer almasına rağmen uzun yıllar Türkiye’de dezavantajlı gurupların ihmal edildiğini, unutulduğunu, görmezlikten gelindiğini çok açık bir şekilde görüyoruz. Dezavantajlı guruplar içerisinde engelliler var, çocuklar var, çocukların istismarı var kadına yönelik şiddet var. Özellikle son yıllarda hükümetlerimiz tarafından yapılan çalışmalarla devlet olarak biz sosyal hukuk devleti olduğumuzu anlamaya başladık. Sadece anayasa metninin dışında başka ikinci mevzuatlar yasalar, yönetmelikler veya diğer düzenlemelerde bu hususları çok fazla görmezdik. Kadına yönelik şiddetle ilgili çalışmalarda 2006 yılında başladı. 2006 yılında yayınlanan “Çocuk ve Kadına Yönelik Şiddet Hareketleri ile Töre ve Namus Cinayetlerinin Önlenmesi için Alınacak Tedbirler” konulu Başbakanlık Genelgesi ile birlikte mevzuatımızda son on yılda önemli düzenlemeler yapıldı. Yine bu konularla ilgili Anayasa’daki bir takım değişiklikler son yıllarda yapılan bazı düzenlemelerle hayata geçirildi. Burada özellikle dezavantajlı gurupların istismar edilmesi mağduriyetlerin giderilmesi ve bunlara yönelik düzenlemelerin yapılması sadece yapmakla da kalmıyor, bunların hayata geçirilmesi gerekiyor. Burada ilin yöneticileri olarak bizler buradayız. Sivil toplumda burada ne kadar yasa varsa da tüzüklerde, yönetmeliklerde, hatta ve hatta Başbakanlık genelgesi var. Bununla ilgili düzenlenen Başbakanlık genelgesi var. Tüm kurum ve kuruluşların yapması gereken iş ve işlemlerle ilgili çok detaylı bir şekilde bunlar yer alıyor, paylaşılıyor. Biz yöneticilere talimat olarak geldi. Bizler de diğer kurum ve kuruluşlarımıza iletmeye çalışıyoruz. Tabi asıl olan bunların hayata geçirilmesidir. Yapılan bu düzenlemelerin uygulanmasıdır. Biraz önce söyledim, müdürümüzde ifade etti. Şiddeti sıfır toleransla hayatımızdan çıkarmalıyız. Bu kadında olabilir erkekte olabilir, çocukta olabilir, dezavantajlı guruplarda olabilir. Bunların özelliği şu dezavantajlı gurupların kendilerini belki de ifade edemiyor. Kendi, gerek fiziki olarak gerek ruhen karşı koyamıyorlar. Çünkü sadece şiddet dediğimiz zaman eline sopayı alıp vurmayla değildir. Psikolojik baskı da bir şiddettir, cinsel baskı da bir şiddettir. Şiddetin çeşitlerini dikkate aldığımız zaman bu gurupların önüne geçilebileceğini uygulamadaki zorluklarını da bilmemiz gerekiyor.

 

Ama son 10 yılda yapılan düzenlemeleri hayata geçirmemizle beraber bir takım düzenlemelerin olduğunu da görmekteyiz. Bir takım uygulamaların hayata geçtiğini memnuniyetle müşahede ediyoruz. Bugün dünyanın üzerimize çullandığı bir dönemde Türkiye’yi işgal ve kuşatma süreci içerisinde, her ne kadar basına sansür uygulanıyor, baskı altında denilse de, geçmişte düne kadar uygulanan şiddetin çoğunu biz duyamıyorduk. Ama bugün en ufak bir yerde hadise dahi olsa bırakın Türkiye’de dünya basınında görebiliyorsunuz. Bu bütün dünya ile paylaşılıyor. Basının özgürlüğü de buradadır. Düne kadar bu eylem ve olayların olmadığını kimse söyleyemez ki bu şiddet geçmişte de vardı. Bu şiddetin önlenmesi için Anayasamızı değiştirme ihtiyacı duyulmuşsa, yasalarda yeni düzenlemeler yapılma ihtiyacı duyulmuşsa, yönetmelikler çıkarılıyorsa, bu konuyla ilgili Başbakanlık genelge gönderiyor ise demek ki bunları yapmak için bir neden olması gerekiyor. Bu vakalar istenmeyen hadiseler geçmişte de vardı, ama paylaşılamıyordu. Ama bugün en ücra köyümüzdeki istismara varıncaya kadar tamamını bütün dünya duyuyor. Demek ki ülkenin kuşatılması döneminde basına sansür uygulanmadığını en net göreceğimiz alanlardan bir tanesi budur. Ben burada basınımızın da özellikle bu şiddete yönelik insanlarımızı bilinçlendirmesine yönelik çok büyük katkısı olduğunu ifade etmek istiyorum, basınımıza bu vesileyle teşekkür ediyorum.  Bu mücadele kapsamında biraz önce söylendi bu üçüncü eylem planı. Burada hem uygulamaların eksikleri de varsa bunların giderilmesi hem de bununla ilgili farkındalığın oluşması kamuyla paylaşılması bizler açısında çok büyük önem arz ediyor. Burada bugün arkadaşlarımız. Bunu yakinen paylaşmış olacaklar. İlgili kurum ve taraflarla beraber. Bu programın hayata geçirilmesinde koordinatör bakanlığımız Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığımızdır. Ama sadece bakanlık değil, diğer bakanlıklarda yapılan protokole dahil olmak üzere, üniversiteler, yargı, güvenlik kuvvetleri, diğer kurum ve kuruluşlarla beraber topyekün bu mücadele içerisinde bulunmamız gerekiyor ki başarıya ulaşabilelim. Burada biraz önce ifade ettiğim gibi yasal düzenlemeler sadece Anayasa’da değil, kadına yönelik 6284 sayılı Ailenin Korunması ve Kadına Karşı Şiddetin Önlenmesine dair kanun 2012 de çıktı. Bunun dışında gerek iş kanununda gerekse Türk Ceza Kanununda yapılan değişikliklerde aklınıza gelen bütün mevzuatımızda bunlarla ilgili düzenlemeler özelikle kadına yönelik şiddetle ilgili düzenlemeler son 10 yılın ürünüdür. Bunu çok açık bir şekilde söylüyorum, son 10 yılın ürünüdür. Yıl 2017, ilk düzenleme 2006 yılında yayınlanan Başbakanlık Genelgesidir. Anayasadaki değişikliklerde bilindiği üzere aynı yıla tekabül eden değişikliklerdir. Burada da özellikle belirtmekte fayda var. Şiddete maruz kalan, özellikle kadınlarımızın bizlere müracaatlarında hiç tereddüt etmeden koruma tedbirlerini uyguluyoruz. Şu anda Burdur’da 166 tedbir kararı verdik. Çünkü gelen her talebin muhakkak korumasını veriyoruz. Başka diğer kişilerle ilgili bu kadar koruma kararımız yoktur. Hassas olduğumuz nokta bu mağduriyetin ki bir kısmı maalesef istenmeyen sonuçları da beraberinde getiriyor. Bunlar yaşanmadan özellikle önleme yönünde bizim kararı tereddütsüz mülki amirler olarakta daha adli boyuta ulaşmadan yasal bir takım süreç işlemeden en kısa süre içerisinde korumayla ilgili tedbirlerin hayata geçirilmesini sağlıyoruz. Burada yine Avrupa Konseyi Sözleşmesi var. Buradaki mevzuatı tek tek saymak istemiyorum ama bizim devlet politikası olarak bunu uygulamamız bunu hayata geçirmemiz, tüm kurum ve kuruluşların iş birliği sayesinde bunu gerçekleştirebiliyoruz. Burada aslında baktığımız zaman bu kadına karşı veya diğer dezavantajlı guruplara karşı şiddetin olması bizim kültürümüze yabancı bir eylem. Bizim kültürümüzde olmaması gereken bir husus. Ama ne gariptir. Biz kendi kültürümüzden o kadim kültürümüzden uzaklaştıkça batıdan almamamız gereken değerleri aldığımız sürece buna maruz kaldık. Hepimizin bildiği bir hadisi Şerif vardır. Cennet anaların ayağı altındadır. Bu ne demektir, hepimizin eşidir, anasıdır, kız kardeşidir, nenesidir. Cennete girmek için siz o ayağa dokunabilir misiniz? Eğer siz inancınızı yaşıyorsanız, siz yaradılana el kaldıramazsınız. Siz eğer inanıyor iseniz, bir canlıyı öldüremezsiniz. Siz bu değerleri terk ettiğiniz sürece başka bir takım değerleri kendinize sahiplendiğiniz sürece tekrar o ihtiyacı o gereksinimleri duymaya başlıyorsunuz. İşte belki de bizim toplum olarak gözden geçirmemiz gereken bu yasal mevzuat ve uygulamalarla ilgili eksiksiz uygulamanın ötesinde bu kadimden gelen kendi kültürümüzün tekrar hayat bulmasıyla bunun nesillerimize ve çocuklarımıza aktarılmasıyla mümkün olacağını ben değerlendiriyorum.

 

 

Burada ilimizle ilgili de hem kadın sığınma evimiz, hem izleme merkezlerimiz var. İlk kurulan 28 illerden bir tanesiyiz. Yani Burdur olarak bu sosyal hizmetler bağlamında il geneline baktığımızda iller ortalamasında önde gelen hizmetlerin sunulmasında hizmetlerin aktarılmasında önde gelen illerden bir tanesiyiz. Bu mağduriyetin çok olduğu anlamında değil. Uygulamadaki düzenlemelerin hayata geçirilmesinde ilk olan illerden bir tanesiyiz. Yine bakanlığımız tarafından 24 saat esasına göre danışma hakları, insanlarımızın dezavantajlı gurupların ulaşabileceği sistemler hayata geçirildi. Bunun dışında gerek belediyelerde, gerekse sivil toplum kuruluşlarımızda bu duyarlılıkla beraber özellikle Doğu ve Güneydoğu’da ÇATOM denilen Çok Amaçlı Toplum Merkezleri var. Mağduriyetin yoğun olduğu illerde kuruldu. Bu nedenle de ilimizdeki uygulamalarda bana göre şuana kadar gördüğüm taleplerin karşılanmasında en seri bir şekilde arkadaşlarımız gerekli müdahaleyi yapıyor. Tabi bunlar zaman zaman sadece kadına yönelik değil, çocuklara ve engellilere yönelik de basına haberler yansıyor. Bunların tamamı gerek idari gerek adli süreç içerisinde takip ediliyor. Bundan herkes emin olsun. Ancak zaman zaman bazı ailelerde özellikle engellilerle ilgili çocukların mağdur edildiğini veya fiziki olarak baskı yapıldığını bir takım değerlendirmeler yapıldı, basına yansıdı. Ailelerin böyle bir serzenişleri oldu. Bunların tamamı gerek bakanlığımızın müfettişleri tarafından. Olayın olduğu günün ertesi günü bakanlığımızın müfettişleri buradaydı. Bunların tamamı kontrol ettiriliyor. Tahkikat yapılıyor, ilgililer varsa, ama çok şükür bugüne kadar öyle bir sonuç çıkmadı. İddia edildiği gibi baskıya şiddete maruz kalan hiçbir eylem çıkmadı. Tam tersine bu serzenişte bulunan aileler anneler veya babalar çocuklarını uzun zaman takip etmediler. Devletin koruması altındadır çocuklarımız. Devlet olarak biz bunları koruyoruz. Ancak annede babada, altı ay bir sene çocuğunun yanına gelmiyor ise önce kendisini sorgulaması lazım. Kendi öz evladını bu kadar uzakta bırakıp daha sonra basın aracılığıyla bir takım polemiklere girilmesini de doğru bulmuyorum. Öncelikle çocuklarımızın dezavantajlı gurup olarak da bunların bizim sorumluluğumuz altında olduğunu tekrar ifade etmek istiyorum. Ben bugün burada dezavantajlı guruplarımızdan başından gelen başta söylediğimiz gibi Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığımızın yürütmüş olduğu sosyal politikalardan birisi olan ve açılış toplantısı gerçekleştirdiğimiz bu kadına yönelik şiddetle mücadele İl Eylem Planı Çalıştayı vesilesiyle tüm katılımcılara devam edecek olan toplantı aşamasında da verecek olduğunuz desteklerden ötürü hepinize ayrı ayrı teşekkür ediyorum. İnşallah bizimde, bu çalıştayımızın da insanımızın insanca yaşaması için oluşturulacak olan ortama katkısı olur. İl olarak ta, sivil toplum örgütleri olarak ta bizlerde bu konuda işbirliği içerisinde bu binaya bir tuğlada biz ekleriz diye düşünüyorum.”

Bu habere yorum yapan ilk siz olun!

  • Ad Soyad:

  • Yorum:

  •  

    @name x

  • UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. Ayrıca suç teşkil edecek hakaret içerikli yorumlar hakkında muhatapları tarafından dava açılabilmektedir.
    YAZARLAR Tümü


    Arsiv
    Arsiv
    EN ÇOK YORUMLANANLAR
    BUGÜN
    BU HAFTA
    BU AY
    ARŞİV